Kayıtlar

iki fotoğrafın yolculuğu

Resim
İki fotoğrafın yolculuğu;

Yalnızlığı içine lök gibi oturan insanlar, hayalleriyle kurtulurlar karanlıktan.


Mazıdağı ortaokulundan çalışkan öğrenci olarak mezun olup Gülşehir lisesinden Bursa Kız Lisesi’ne geldiğimde üçüncü yazılılar başlamıştı. Her girdiğim sınavdan 1-2 gibi bir notlar alıyordum. Öğretmenler önceki notlarımı inandırıcı bulmayıp yeniden yazılı yapmaya başladılar. Bir günde üç dersten yeniden sınava girince, hiç bir şey bilemez, hiç bir soruyu yapamaz oldum. Karneyi görünce  babamın yüzünün halini de düşününce mideme ağrılar giriyor, günlerin çoğunu revirde kusarak geçiriyordum. Sonuç; önce ülser oldum, sonra sekiz dersten sınıfta kaldım dört tanesini ikmal sınavlarında verdim, dört tanesinden aynı sınıfı tekrar okumak zorunda aldım. Eylüldeki kurtarma sınavlarında iki tanesini verip iki taneden de borçlu geçebilirdim ama babam “kal kızım, kal bu sene temelin kuvvetlensin” dedi. İnanamadım!
Boş derslerde dışarıda gezmek yasak olduğundan en arka sıraya geçip kitap okumama…

"amonka muyamba da tunga" yani "kıyakçılığın sonu ayakçılık"

Resim
Cape Town SON Burada yaşayan  ilk kabileye Koykoy kabilesi deniliyor. İlkel yaşamlarını sürdürürken, beyaz adamların gelmesiyle başlayan ticarete çok sevinmişler. Ellerindeki işe yaramayan taşları verip onar için kıymetli olan bıçak ve ekipmanları almışlar. Sonra o taşların kıymeti anlamışlar ama iş işten geçmiş. Bir Afrika kabile atasözü derki "amonka muyamba da tunga" yani  "kıyakçılığın sonu ayakçılık" Çoktaaan Hollandalıların köleleri olmuşlar. Yıllar  sonra Mandela onlara düşmemeyi değil, ayağa kalmayı öğretmeye çalışmış. Bir Atatürk hayranı olan Manela’yı anlatmadan geçmeyeyim.

Nelson Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika'nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde doğdu. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefiydi. Güney Afrika'da aşirette çağrıldığı takma adla "Madiba" diye bilinirdi ama öğretmeni kendisine, İngilizce "Nelson" ismini verdi. Güney Afrika'da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede hukuk eğitimi g…

Kitap fuarına neden gitmeli?

Resim
Kitap fuarına neden gitmeli?

Benim bir tane romanım var, adı BİR KAŞIK MUTLULUK. Neredeyse beş yılda yazdım. UMAG yazma seminerlerinde derslere gittim, çok okudum, çok düşündüm, uzun emekler verdim. Cağaloğlu'nda yayın evlerini gezdiğim gün, bir yayıncı “bak kardeşim bu dosyayı ben şu kağıt yığının içine atacağım sen de umutla bekleyeceksin. Sen Ayşe Kulin olsan, trafik kuralları yazsan basarım ama Ayşe Kaffuroğlu’nu kim tanısın. Al dosyanı git boğazı gez” dedi. Üzerinden iki yıl daha geçti. Gelincik adlı öyküm Behiç Erkin ödülü alınca, nihayet bir yayın evi, yüzde elli masrafını karşılamak şartıyla bastı. Çok sevindim, yaşama ayak izimi bırakmıştım. Torunlarım benimle gurur duyacaktı. Belki o yaz sahilde güneşlenen insanların elinde görecek yüzüme bir gülümseme oturacaktı. Öyle olmadı, yayın evi dağıtım yapamadı, satamadı, bir kısmını sahaflara attı, bir kısmını kaybetti. Bir okurum Özlem’in becerisiyle, Sapanca dedeman göl evi’nde anneler günü kahvaltısında bir stant açtılar. Çok…
Resim
Cape Town 8 Bu gün size zengin ve fakirin vahşice yan yana yaşatıldığı bu kentin bir barından yazıyorum. Tigers Milk , oooo isme bak isme! Caddeye bakan penceresini sonuna kadar açmışlar ve önünde yüksek tabureler koymuşlar. Kimse kimseyi tanımasa da yan yana oturuyorlar, yoldan geçenlerle göz göze gelip muzip gülümsemeyle selamlaşmak pek hoş. Geçen haftaki gezimizde bir yol üstü büfede mola verdik. Yanındaki barı da anlatmalıyım. Her gelen bu bara bir  sutyen ya da külotlarına aşık olduklarının ismini yazıp asmışlar. Adam böyle bir espiri yakalamış hatta barın yanındaki rafta baksır(boxer), g.string falan satıyor. Valla çok efkarlandım ve de takdir ettim, bir sigara bir bira parlattım.(iki yıl olmuştu sigarayı bırakalı) Sabah yürüyerek havuza gittim. Geniş yollar her sabah tertemiz, öğle saatinde memurlar yemeğe çıkınca fakirler de çıkıyor, yarım atılmış sandviçleri çöplerden alıp duvar üzerinde yiyorlar. Akşam üzeri beş-altı arası herkes evine çekiliyor sokaklarda kimsecikler kalmıyo…

Ümit Burnu'nda ettiğim dualar tutmadı.

Resim
Cape Town7 Dün, içimi ümitle dolduran Ümit Burnu’na gittim. Tur arabası sabah dokuzda evden aldı. Keyifli bir gurup insan, ilk durağımız Hout Bay; şirin bir sahil kasabası, yerlerde pırıl pırıl balık pulları var. Hemen oracıkta  parçalanmış kocaman balıklar, kemikli hoyrat eller ile boğazından yakalamış yere vurulan ahtapotlar, gürültülü bir neşe ile güne başlamanın heyecanı hepimizin suratına bir gülümseme koydu. Teknelere  binip Seal Island için açık denizde  yol aldık. Kocaman bir tepeyi dönünce denizde yüzen ve kayalıklara uzanmış foklar göründüler. Tekne durdu ve herkes sanki öğretilmiş gibi sus pus bakakaldı. Öyle musmutlu geriniyor, denize atlayıp  kıvrak kıvrak bir o yana bir bu yana deviniliyorlar ki şımarıklık nasıl yakışmış görmelisiniz. Seyretmeye doyamazsınız, siz de gerinmek, sürünmek, oynaşmak isteyeceksiniz. Teknenin en akıllısı seçilmem şöyle oldu; herkes sadece fokların ve adanın fotoğraflarını çekiyordu, ben bir kadından rica ederek fokları arkama alıp poz verince, d…